GONUL DOSTU
 
GONUL DOSTU
MENU  
  ANA SAYFA
  HIKAYELER
  BILMECELER
  FIKRALAR
  TEFSIR
  SIIR
  TARIH
  MAKALE
  MEKTUP
  OLCULER
  ILETISIM
  ZIYARETCI DEFTERI
  RESIMLER
  konuklarimiz
SAYGILAR
MAKALE

FIRTINA
Şemseddin NURİ

Rahmet muştusudur fırtına. Görünüşüne aldanmayın onun. Yağmur gelecektir ardından. Bereket inecektir yere. Gökle yer arasında bağ kurulacaktır böylece. İçteki fırtınanın ilham aşılaması gibi bulutları aşılar fırtına birbirine. Her iki aşılama da nice doğuşlara sebep olur neticede. Aksiyonları besleyen düşünceler sökün eder gelir, sağnak sağnak yağan yağmur misali. Bazen şimşek de eşlik eder fırtınaya. Zifiri karanlık aydınlıkla yıkanır kısa bir süre. Yeni ufuklar açılır düşüncenin önünde, tefekkür birkaç buud kazanır, çapraz bakış hakim olur tefekküre. Eşyayı kuşatır o zaman insan, karanlıkta bocalarken biraz evvel. Tereddüdün gel-giti biter, hiçe iner. İnanarak söyler insan diyeceklerini o zaman. Gördüklerini tasdik eder bir bakıma o. Kendinden ilâvesi sadece yorumlarda olur. Vakayı nakleder çoğu kez. Yorum da yapmaz. Yeterlidir çünkü naklettikleri. Yoruma ihtiyaç yoktur. Sabretmeli yalnız insan içindeki fırtınanın şiddetine ve sancı adına getirdiklerine. Zorluğun kolaylıkla beraber doğduğunu, beraber yaşadığını unutmamalı bir an dahi. Gök gürültüsünün neler müjdelemek istediğini hatırdan çıkarmamalı, ses tonundaki şiddete zıt olarak. Bunu anlatmak için koşmuyor mu zaten şimşek ışığıyla sesten önce. Gelip bu müjdeyi vermiyor mu insana, rahmet inecek bulunduğunuz yere diye.. Önce ışık sonra ses. Düşünce ve aksiyon. Doğum sancısı ve çığlık. Ürkütücü anlar ve mutlu son..
İçteki fırtına çok kere daha şiddetli eser dıştakinden. Katlanmak alabildiğine zorlaşır ona. Mesafeleri kısaltacaktır çünkü bu fırtına. Kanatlandıracaktır düşünceleri. Başka yörelere de uçuracaktır onları. Frekansı tutanlar yakalayacaklardır bu düşünceleri, dünyanın çeşitli yerlerinde. Aynı düşüncelerin yayını yapılacaktır kıtalar aşırı ötelerde. Birbirinden habersiz yayacak bu insanlar aynı düşünceleri. Sanki onları kendileri düşünmüş gibi veya onlara ilham olmuş gibi bu düşünceler. Kitaplar yazılacak aynı muhtevada. Diller ayrı, üsluplar ayrı olsa da. Okusalardı birbirlerinin eserlerini kendileri de hayret ederlerdi bu duruma. Ama bilenler bildi içlerindeki kutbu. Ve bu düşüncelerin hangi kutbun gönlünden yayıldığını. Kimin içinden kopan fırtına taşımıştır bu düşünceleri ve taşımıştır ayrı ayrı yörelere. Bilenler bilir bunu elbet, Ama ne farkeder ki, bilmeseler de. Kutup bilinmese de dönecek yüzler o tarafa. Bağlanacak gönüller onun düşüncelerine. Tefekkürler onun ilhamlarını soluyacaklar uzun süre. Yeni bir kutup doğuncaya dek sürecek bu tesir. Etkilenecek kitleler onun dedikleriyle. Çözüm bulacak problemler sunduğu reçeteyle. Aşı tutmuş olacak böylece toplumun şuur yapısına. Rahmet inecek, bereket inecek topluma bu aşıyla. Allah'ın rahmeti inecek toplum üzerine. Cemaatleşen toplum üzerine inecek Allah'ın rahmeti, hadîste anlatıldığı üzere, "Allah'ın rahmeti cemaatle beraberdir" diye..
O rahmeti çekmek için eser bazen fırtına yerdekilerin üzerine. Hudeybiye'de biat öncesi esen fırtına gibi.. Eller kenetlenince mübarek elle, ayet gelir gökten "Allah şu mü'minlerden razı olmuştur ki. onlar ağacın altında sana biat ediyorlardı. Allah, onların gönüllerinden geçeni bildiği için onların üzerine güven ve huzur indirdi ve onlara yakın bir fetih verdi" (Fetih, 48/18) diye.. Rıza inmiştir, sekine inmiştir, fetih inmiştir fırtınanın ardından Hudeybiye'de. Sıkıntılı anlar, mutlu yıllara gebe kalmıştır bu aşılamada. Huneyn öncesi de böyle bir fırtına esmişti.. Çokluk güvene sebep olunca, hafif bir perde çekilince esas güven kaynağı ile araya, fırtına koptu birden o perdeyi aralamak için. Güven ve sekine indi yüreklere asıl kaynağından. Fırtınanın aşısı tuttu yine yüreklerde. Korku silindi içlerinden. İçleri fırtına emdi, dışta esince, fırtına oldular onlar da. Fırtına gibi estiler düşman üstüne. Meleklerle yan yana, omuz omuza. Yardım için gelen meleklerle bütünleştiler fırtınanın ardından, yağmur gibi sekine yağarken üzerlerine. Kendilerine geldiler, kendilerinden geçince. Benlikten vazgeçince, yardımına erdiler Rab'lerinin. Onlara melek gönderenin yardımına erdiler, yine O'nun gönderdiği fırtınanın sonunda. Orduyu sarsan fırtınanın sonunda. Fırtınalaştıran orduyu sonunda..

Kişilere göre değişir içteki fırtınanın şiddeti. Kimseye gücünden fazla yüklenilmez yük. Takatinin üstüne çıkılmaz insanın. Okyanusların fırtınası kendine göre olduğu gibi, su birikintilerinin fırtınası da kendine göredir. Hepsi de bir fırtınaya tutulmuştur şüphesiz. Ama göldeki fırtına, denizde küçük bir dalgalanma dahi meydana getirmezken gölü alabora eder, karıştırır. Gölün ve küçük denizlerin dalgaları ancak su yüzüne vurdukları kadardır. Halbuki okyanusların içinde dahi üst üste dalgalar vardır. Derin insanların iç dalgalanmaları böyle olur hep. Dışta görünen kadar değildir onların okyanuslaşmış kalplerindeki dalgalar. Karanlıkları yığın haline getiren dalgalanmalara muhataptır onlar. Yağacak rahmet karanlıkları yıkasın, durulaştırsın içindir bu. Biraz sonra karanlık bulut perdesini yararak güneş görünecektir. Isınacaktır içi o insanın, ışığa boğulacaktır. Sonra da o ışığa boğacaktır ortalığı. Işık adam olacaktır, yol gösterici kimliğiyle karanlıktakilere. Işık olacaktır onun geçtiği her yöre. Işıl ışıl nurlanacaktır. Fırtınasına güneşin eşlik ettikleri böyle olur hep. Geylanîler, Rabbaniler, Gazalîler, Mevlânalar. Halid-i Bağdâdîler, Şah-ı Nakşibendler, Bediüzzamanlar ve onlar gibiler, (Allah hepsinden razı olsun) böyle olur hep... Devlerin med ve cezri kendilerine göredir.
Duâyı yerinden oynatır bazen fırtına estiğinde şiddetle. Latifeler silkinir, kendilerine gelirler duâyla. Hele bir latife vardır ki insanda, o uyanıp kendine geldiğinde, gökten cevap gelir onun bütün isteklerine. Sahibinin kimliğine bakılmaz onun. Dedikleri kader olur birden. Dudağından dökülen yemin, niçin ve hangi maksatla çıkmış olursa olsun yemin yerine gelir, yalan çıkmaz o yemininde. Velev yarın kıyamet kopacak dese.. Dedirtmez muradı yoksa Mevlâ'nın ona böyle ve dedirtmediği için de kıyamet kopmaz. Ama, muhal-farz demiş olsa mutlaka kabul görür o dudaktan dökülenler. Duâ kanatlanmıştır çünkü onun içinde. Saçı dağınıktır. İçinde esen fırtına saçını okşamışçasına. Kapımızı çalsa belki yüz geri edilir hadîsin ifadesiyle.. Ancak gök kapıları ardına kadar açıktır onun için. Ona kapıyı çalmadan girme izni verilmiştir. Hakk'ın gözdesidir, sevgilisidir. Fırtına bir başka eser onun içinde. Sevgi eşlik eder fırtınaya. Sonra sevgi yayılır dört bir yana.. Açılır kalpler ona, açıldığı gibi göklerin, açıldığı gibi arş kapılarının. Sevgiyi sevemeyenlerin dışında herkes sever onu. Allah'ın sevdiğini. Cibril'in sevdiğini sonra bütün meleklerin sevdiğini..
Kendi tozunu kaldırır bazılarının fırtınası. Kara bulut taşır içlerine onların. Kararır ruhları, kalplerine döner. Çakan şimşek şaşkınlıklarını artırır. Gökgürültüsü, kulak zarlarını yırtarcasına hiddet gösterir onlara. Kulaklarını tıkarlar korkularından. Kaypak yapılıların doğruya kulak tıkadıkları gibi. Duymazdan gelerek kendilerini avutmak isterler. Karanlıkta ıslık çalarlar, korkularını bastırmak için. Küçültür bu fırtına sahibini, utandırır, rüsvay eder toplum arasında. Ahirette utandırır, dünyada utanma bilmeyenleri. Binlerle başlattıkları işte tek başına kalma sevimsizliklerini sezmek, anlamak istemeyenleri.. Fırtınalarına ne güneş ne yağmur eşlik eder onların. Kuruturlar ortalığı, içlerine benzetirler. Ebu Leheb eline döner onları gören her yer. Azap bulutlarıdır başlarını gölgeleyen, yağmur için el çırpıp sevinirken onlar. Fitne yağar yağmur yerine başlarından aşağı ve sırılsıklam eder onları. Kendilerinden geçerler fitneyle. Fırtınaları fitne savurur her yana. Zevk alırlar, haz alırlar bununla. Kana boyamak ortalığı, yakıp yıkmak her yanı önü alınmaz bir tutkudur onlarda.. Kıvılcımları eteklerinde sürünür onların. Elleri deliktir israfla. Şeytanın kardeşleridir toplum malını saçıp savurmada. Bereket inmez yörelerine asla. Kendi girdabında, kendi anaforunda tükenen fırtınadır içlerini yalayan. Dehlizde yankılanır bu fırtınanın sesi. Ses de eşlik etmez fırtınaya, Kendi sesleri değildir onlardan duyulan. Kimbilir hangi şeytanındır duvarda yankılanan o ses. Cismaniyetlerini yaşayan o insanlar duvardan farksızdır hâdiseleri algılamada. İbret alma hassaları ölmüştür, dumura uğramıştır, duvardır onlar bu manada. Duvar mı dedim? Hata ettim. Duvar hadiseleri alır nakşeder öz benliğine. Gören gözler görür duvarlarda, işlenenleri dört duvar arasında. Teknik taşın dilini anlayınca, duvarlar da dile gelecektir şüphesiz. Duvarın öz benliği taşsa eğer. ömür boyu içine gömdüğü sırları ifşa eder o duvar, sevabıyla günahıyla ele verir herşeyi. Duvar taşlardan, taşlar ise haşyet denen Allah korkusundan o hale gelmiştir çünki, Kur'an'ın öğrettiği şekliyle. (Bak: Bakara, 2/74) Susamaz taşlar, susamaz duvar, ona Allah için and verdirilince. Duyan duyar onun dediklerini de elbet. İnleyişlerini, zikirlerini ve söyleyemediklerini utancından dolayı duyan duyar, bilen bilir elbet... Bilirler onlar, duyarlar Hacerü'l-Esved'in neler dediğini ve neler demek istediğini. Sevaplarla gülüp günahlardan nasıl irkildiğini... Onlar anlarlar. Hz. Musa'yı tebrie için, onun fizyonomik kusursuzluğunu gözler önüne sersin diye elbiselerini bürünüp kaçan ve ardından Hz. Musa'yı koşturan taşın misyonunu yerine getirme coşkunluğunu.. Ardına saklanan yahudiyi ele verecek olan taşın müslümana olan tutkunluğunu.. kalbi kasvet bağlamışları taşa, duvara benzetmek hatadır onun için. Başka kelime bilinemediğindendir bu tür benzetmeler. Taştan daha katıdır, serttir ve de duyarsızdır, içindeki fırtınaya ses vermeyen kalpler... İnsanlığın utanç duvarıdır onların sahipleri. Ağlama duvarına döneceklerdir bir gün de. Ağıtlarını kendileri yakacaklardır kendilerine... Parçalanırken, Allah Rasûlüne şifreler veren Hendek'teki taşın dediği günler geldiğinde. Kisralar anahtarlarını teslim ettiklerinde bir bir. Saraylarında otağ kurulduğunda müslümanlarca. Hızlarını kesen fırtına esmeye başladığında karşı yamaçlarından onların. İçimdeki fırtına esmeye başladığında, içimizdeki fırtına esmeye başladığında senelerdir kendimizi ona mahfaza ettiğimiz, soluk almadan koruduğumuz onunla gelen nefesi, kuruttuğunda onların baharlarını ve baharlaştırdığında bizim yöremizi yüklenip geldiği bereket dolu yağmurla, tutunacak dalları kalmayacak şu anda dünyayı ellerinde tutanların, aldıklarını kendi elleriyle teslim edecekler bütün... Teslim olacaklar İslâm'a... İnsan da olacaklar o zaman. Öğrenecekler insanlığı istidatları ne kadarsa... İçimdeki, içimizdeki fırtına esmeye başladığında olacak bütün bunlar, doğruluk, adalet, ilim, irfan, medeniyet adına... Kur'ân'la kurulan medeniyet adına esen fırtına sürüp götürecek önünde ne kadar çer çöp varsa. Hayattan nasibi kalmamış sarı yaprakları temizleyecek bu fırtına. Atarak onları olmaları gereken yere...

DAMLALAR  
  BU GUN YASADIGIN SON GUN OLABILIR  
DAMLALAR  
  GORELIM MEVLAM NEYLER NEYLERSE GUZEL EYLER  
DAMLALAR  
  OLUM GUZEL SEY ISTE PERDE ALTINDA HABER HIC GUZEL OLMASAYDI OLURMUYDU PAYGAMBER  
DAMLALAR  
  EDEP BIR TAC IMIS NURU HUDADAN GIY OTACI EMIN OL HER BELADAN  
DAMLALAR  
  SEVEN SEVDIGINI OZLER SEVEN SEVDIGINI BEKLER GOZU YASLI GONLU HICRANLI  
SEVGILER Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol